ben oldukten sonra…
bazen olmeyi istiyorum sanirim… ama oyle intihar seklinde kendi hayatina son vererek degil…
bir kaza, bir kalp krizi veya benzeri bir durumla hayatim son bulsun.. bir kazada… benim disimda kimseye bisey olmadan, hatta burunlari kanamasaydi mesela… aniden ve apansiz… hic aci cekmeden.. uzun surmeden… kisacik olan hayatim bir film seridi gibi gozlerimin onunden gecsin benim de…
cocuklugumu yasasam tekrar o kisacik seritte… vasiyet, miras ne imis nicinmis bilmeden hic… hayatin tum zevklerini yasamadan… gunahlarim artmadan… arkamda biraktiklarimi dusunerek… annem, kardeslerim, yakin dostlarim, arkadaslarim, tanidiklarim… sevenler ve sevdiklerim… kimlerin uzulecegini arkamdan aglayacagini unutamayacagini seyrederken ben tuhaf tuhaf, konsun mezara bedenim.. nereye gomulecegimi mezarimin nerede olacagini bilmeden… ama gene de babamin yaninda olsaydi mezarim.. cogu zaman onun yoklugunu hissediyordum zaten her yerde… onun yaninda olursa bedenimin icinde oldugu o ustu suslu cicekli buhurlu mezar, belki yalnizlik cekmem bu hayatta cektigim kadar… onunla yanyana, bu asklari sevgileri dostluklari arkadasliklari yalan dunyanin dertleri sahteligi olmadan uyumak ebediyyen… o muthis sur calinana kadar…
cenazemde dunyaya yalan diyen o guzel parcalarin caldigini duysaydim… kurbanlar kesilseymis sonra fakirleri doyurmak icin.. yemek bulamayan, ekmege muhtac insanlarin, et nedir bilmeyen cocuklarin karni doysun bu sayede kim oldugumu bilmeden, nereden geldigimi ve nereye gittigimi bilmeden…
aglarsa annem aglar gerisi yalan aglar calsaydi belediye megafonlarinda.. tellallar, ustune yeminler edilen o asklarin da yalan oldugunu cagirsaydi her yerde… acaba yalanlarla, kendini kandirmacalarla, sahte asklarla yasamaya devam ederler miydi insanlar ben gittikten sonra da… mutluluk nedir gozler neden yalan soylemez diye dusunurler miydi bir omur boyu..
sonra.. sonra bir siir okunsun radyolarda… bu benim bir siirim olsun… kim icin ne icin yazildigi bilinmeden… hikayesi hic duyulmadan…
mezarimda babamla konusabilseydim.. cocuklugumdaki gibi hikayeler dinleseydim gene ondan.. ve yagmurun topraga dususunu hissetsem… o cennetten gelme gibi guzel toprak kokusunu cekebilseydim icime en derinlerde… ve bir yagmur tanesi suzulseydi gozlerimden… sadece o saf ve berrak damla… benim gibi aglamayan ama yasayan ve sadece tek bir damla yas dokenlere ulassaydi bir yagmur tanesi seklinde gene…
vicdan azabi nedir bilmeden gitsem bu dunyadan.. kimsenin bende hakki kalmadan… ve gidisim kimin kalplerinde vicdan yarasi acmis gorebilsem sonra ayaklarimin ucundan bakinca o garip ufka…
zakkum cicekleri ve karanfiller doldursaydi her tarafi… buhurlar yansaydi… dedemi ninemi de gorseydim babamin yaninda… gocmus gitmis arkadaslarimla karsilasabilir miydim o diyarlarda…
cok derinlerde acilmis o derin yaralar bedenimin toprakta erimesiyle yokolup bitseydi… bitseydi tum acilar, tum sizilar, bana soylenmis tum o tatli ama yalan sozler ve bir de o yeminli asklar…
o farkli dunyada yeni baslangiclar…
huzunlerim, acilarim, askim ve o gozyaslari…